BUCampus Press
Ceyhun Yılmaz İle Canlı Yayında Keyifli Bir Röportaj
- Hits: 1899
- 1 Comment
- Subscribe to updates
- Bookmark
Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Her zaman çocuklar…
İlk olarak üniversitede “iktisat” okuyordunuz fakat ikinci sınıfta bıraktınız ve medya dünyasına atıldınız. Sizi medya dünyasına çeken asıl sebep nedir?
Öncelikle ilk kısmı düzelteyim. İnternette böyle bir bilgi var evet, ama ben iktisatı iki sene okumadım. Ben Bilgi Üniversitesi'nde “Sahne ve Gösteri Sanatları” okudum iki sene. İktisatı ilk sene bıraktım; devam etmediğim, eğitim ve öğretimine dahil olmadığım bir alandır iktisat. Kimse benden iktisadi bir başarı beklememeli o yüzden.
Medya sektörüne gelecek olursak; 1999 yılının Ocak ayının 16.günü radyoya başladım. 2000 yılında gösterilere, 2001 yılında televizyona başladım. 2002 yılında şiir kitabı çıkardım, aynı yıl askere gittim. 2003 yılının Eylül ayında geri geldim. Radyo, TRT, televizyon, ikinci kitap, sahne ve gösteriler diye devam etti hayatım. 16 Ocak 1999 benim miladım, ondan önce şuanda Fox TV olan TGRT’de 3-4 yıl spor muhabirliği ve spor müdür yardımcılığı yaptım.
Hayat işte... Biri yolu tarif etmedi, ama bir şekilde yan yollara geçildi, otobanlara çıkıldı. Sizler de bu tarz kavşakları göreceksiniz hayatınızda. Ben planlı yaşayan bir adamım, her zaman bugünlerin planını yapıyordum. Muhabirlik yaparken de muhabirlikle ilgili bir öngörüm veya hedefim yoktu, hep bugünler içindi. Ne istediğini bilmeyene, rüzgar da yardım etmez biliyorsunuz ki.
Ceyhun Bey canlı radyo programlarınız kadar radyo kayıtlarınız da talep görüyor. Normalde radyo canlı dinlenirse çok daha fazla keyif alınan bir iletişim aracı. Dinleyicilerin canlı yayın dışındaki radyo kayıtlarınızı da dinlemesinin sırrı nedir size göre?
Sağolsun Okan Ergül, programımızın reklamsız halini her gece dinleme imkanı sunuyor. Vallahi, insanların alakasından sadece memnun olmakla mükellefiz aslında. Bunun sosyolojik olarak etkisini, bu bilimin insanları araştırmalı gerçekten. Ben sadece talep edilmem ve talep yaratmamla ilgili çalışkanlığımdan sorumluyum.
Biz -biz dediğim ekip olarak, beraber çalıştığımız sizin gibi üniversiteli arkadaşlarımız, yoğun bir emek harcıyoruz ve karşılığı bence bu ilgi. Çünkü çok ciddi anlamda, hayatta ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz ve anlatıyoruz. İletişim dediğimiz şey zaten bu evrelerden geçiyor. Bence anlamak isteyen insanlar internette artık, ve bu anlama ihtiyaçları benim anlatım şeklimi takdir ettikleri için ilgi gösteriyorlar. Teknik olarak anlatımım budur.
Her zaman bu kadar neşeli olmayı nasıl başarıyorsunuz? Günlük hayatta da böyle misiniz? BUCampus Team’deki arkadaşlar da merak ettiler, her zaman nasıl neşeli kalabiliyorsunuz?
Bu galiba karakteristik bir şey. Ben genelde neşeliyimdir. Benim de her insan gibi sinirlendiğim anlar vardır elbette. Aslında, arkadaşlarım buna daha iyi cevap verir.
Ben okula ilk girdiğim zaman da öyleydim. Lisedeyken de, ilkokuldayken de neşe dağıtırdım. Böyle yaşamayı seviyorum, hayatı böyle anlamayı seviyorum; çünkü hayat bize aynı şeyleri yapar, ama her birimiz başka bir tavırla karşılarız. Kimisi agresyonla karşılar bunu, kimisi sakinlikle sessizlikle karşılar, kimisi de mizahla karşılar. Ben mizahla karşılıyorum.
Radyoculuk, muhabirlik, oyunculuk bunun gibi bir çok alanda varlık gösterdiniz. Bu süreçten sonra da aynı şekilde devam etmeyi düşünüyor musunuz, yoksa tek bir dal üzerinden mi hareket edeceksiniz?
Bunların her biri ayrı dallar değildir, bunu söyleyeyim öncelikle. Bir de soruda düzeltme ihtiyacı duyduğum bir tanım var. Terminolojiyi iyi kullanmak lazım, çünkü doğru iletişim şart. Kitle iletişim araçlarını kullanan bizler, daha dikkatli olmalıyız.
Ben “radyo programcılığı”nın "radyoculuk" olarak tanımlanmasından rahatsızım ve her şekilde düzeltmek zorunda hissediyorum kendimi. Bu mesleğin adı “radyo programcılığı”.
Esasında benim mesleğim iletişim. Bu iletişimi sahneden, radyodan, televizyondan ve çağırıldığım üniversite panellerinden yapıyorum. Herhangi bir dalın adı, tamamını elbette kapsayamıyor. Bana radyo programcısı, sahne adamı ya da şair diyemiyoruz. Ben bu tanımların tamamını reddediyorum, tamamının içinde bulunduğu yeni bir tanımdan bahsediyorum. Ben bir "iletişim bilimci"yim, bir komedyenim. Mizah ve edebiyatı kullanarak, anladığımı anlatma çabası içinde bulunuyorum. Radyo da bunun kollarından biri ve burada çok mutluyum. Bu iletişimin var oluşu ve başarısı devam edecek.
Soruya gelince; nefesim yettiğince bu iletişim dallarında ömrümün sonuna kadar varolacağım, ama elbette hafta içi beş gün radyo programı yapacak halim yok tüm hayatım boyunca. Haftada bir güne, buluşulan bir güne, insanların özlediği bir sisteme, geçmeyi istiyorum tez zamanda.
"İletişim Bilimci" gibi çok özel anlamlı bir tanım kullandınız, ki biliyoruz bir iletişim akademisinde de hocasınız...
Söyleyelim hemen, Başkent Üniversitesi İletişim’de 3 yıl bulundum. Aydın Üniversitesi İletişim Bölümü'nün misafir hocalarından biriyim. Aynı zamanda “Akademi Otuz Beş Buçuk”un iletişim hocasıyım. Bu iletişimin öğretim kısmında öğretmen olarak değil de, ders verdiğim kişilerden biraz daha tecrübeli birinin çıkarımları olarak yapıyorum derslerimi. Hiç kimseye hoca veya öğretmen gibi davranmıyorum kendimle ilgili. Ben sadece anlamaya çalışan, anladığını da anlatan bir adamım tekrar etmem gerekirse. O yollar da devam edecek. Eğitimin içinde bulunacağız; çünkü bizler yaşayıp da öldüğümüz bu hayatta, mutlaka birilerine bir şeyler göstermiş olmalıyız. Bizden önceki tabelanın okları, bizden sonra aynı kalmamalı. Değiştirebilmeliyiz o okları.
Şiirleriniz genel bir birikimin ürünü mü, yoksa sadece o anki duyguyla ortaya çıkan bir şeyler mi?
Dediğim gibi şiirler de iletişimin bir biçimi tabii ki ve anlamakla ilgilidir. Ben anladıkça şiir yazıyorum. Aşk da bir anlama, idrak etme şeklidir; hayattan ne zaman neyi anlıyorsak onu anlatıyoruz.
Şiirler de biliyorsunuz ki yazıldığı dönemle veya insani duygularla ilgili bir çözmüşlük taşımak zorundadır. Böyle edebi değer kazanır şiirler. Şiir, sizin aklınıza gelmeyen bir kapıyı gösterirse veya sizin bulamadığınız bir anahtarı bulduruyorsa şiirdir. Benim şiirlerimin de bunu verip vermediği, elbette benim ölümümden sonra anlaşılacak. O zaman şair miyiz değil miyiz hepinizden duyarız.
Peki radyo programcılığı serüveninize başlamadan önce, o yol ayrımına gelmeden, farklı bir yola gitmeyi tercih etmek durumunuz söz konusu olsaydı farklı bir yoldan gider miydiniz? Yoksa ölümüne radyo programcılığı, sahne adamlığı, iletişim bilimciliği mi?
Bu sohbet tarzı, yani olasılık teorileri tarzı sohbet, bir şeyler üretmek için toplanan arkadaşlar arasında geçerli bir sistemdir; fakat fikirlerini anlatmak için röportaj yapan bir adamla ilgili konuşacak olursak, olasılık teorileri üzerine konuşmak çok sağlıklı değil. Çünkü her karar içinde bulunduğu şart ve zamanla ilgilidir. Siz bana o şartı, o zamanı, o sahneyi kurmadan, size sağlıklı bir cevap veremem. Önce beni oraya götürmeniz lazım.
Bu güzel röportaj için Ceyhun Yılmaz'a BUCampus olarak teşekkür ediyoruz...
Röportaj: Atakan Şeniz & Ahmet Kemal Sürmeli - Fotoğraf: Abdurrahman Demirelli
Montaj: Gülşah Tahtacı - Yayına Hazırlayan: Oğuz Kaan Ç Kılınç
Eklenmeden olmaz : Video için de Nurullah Bal'a çok teşekkürler