Facebook Twitter YouTube Google+ Mail

BUCampus Press

Subscribe to feed Latest Entries

Dokunduğun An...

Posted by Safa Ahmet Gürbüz
Safa Ahmet Gürbüz
Metrobüste önümde duruyordu. Yanyana, dip dibeydik adeta. Sessizce nefes aldı ve
User is currently offline
on Tuesday, 31 January 2012
in Poetry

Dokunduğun an ellerime,
Tüm yağmurlar üzerime yağıyor sanki,
Senin sağanaklarına tutuluyorum o an,
Islaklığın içime dek işliyor.

Elin elime değdiği an,
Senin bir parçan oluyorum.
Tüm benliğim seninle bütünleşiyor,
Sen oluyorum.
Teninin sıcaklığını kalbimde,
Ferahlığını ruhumda hissediyorum.

Elinin sıcaklığı yüreğimi öylesine ısıtıyor ki,
Yüzyıllık mecusi ateşi içimdeymiş gibi.
Ve ferahlığın ruhumu öylesine sarıyor ki,
Cennet bahçelerinden birindeyim sanki.

Sonra ellerin ayrılıyor benden,
Tükenmiş, bitmiş hissediyorum,
Kalbim yerinden çıkarılmış gibi.
Her şey manasızlaşıyor o an,
Her şey boşa çalıyor.

Kendimi kaybediyorum ve ölüyorum,
Ölüyorum fakat,
Bedenim de ruhum da sağlam,
Yalnız, hislerim ölüyor,
Asıl ben ölüyorum…

Nev-î Tecessüs

Hits: 73 0 Comment

Erasmus!

Posted by Sibel Dağdeviren
Sibel Dağdeviren
Sibel Dağdeviren has not set their biography yet
User is currently offline
on Tuesday, 31 January 2012
in Erasmus & Exchange

Erasmus programıyla Belçika’ya gidiyorum ve önümde sadece iki haftacık kaldı! İki hafta”cık” diyorum çünkü beklediğim onca sürenin yanında, iki hafta gerçekten de “cık”la belirtilmesi gereken bir zaman dilimini temsil ediyor.

Ve Karşınızdaaaaaaaaaaaaaaaa: GPA Denen İllet

Erasmus programına dâhil olabilmek için öncelikle not ortalaması kriteri aranıyor. Bölümden bölüme değişiklik gösteren belli bir GPA alt sınırı var. Onun altındaysanız, Erasmus’un sunduğu nimetlerden yararlanmak biraz imkânsızlaşıyor (biraz imkânsızlaşmak?). Çünkü bildiğiniz üzere, programdan yararlanan öğrencilerin bir kısmına hibe veriliyor ve sanırım bunun sadece “hak eden” kitleye ulaşmasını amaçlıyorlar. Hak eden/etmeyen ayrımını yapmak için GPA gerçekten yeterli bir kıstas mı? Bu da büyük bir soru işareti elbette.

Gidilen ülkeye göre aylık hibe miktarı da değişiyor.  Bu miktarın belirlenmesindeki temel etken, gidilen ülkedeki temel gereksinim ürünlerinin fiyatları sanırım. Exchange programıyla yurtdışına giden öğrencilerin mahrum olduğu bu hibe denen nimetten faydalanabilmek bence büyük şans :)

Erasmus vs. Exchange

Exchange demişken… Öncelikli planım aslında Exchange yapmak ve Amerika’ya gitmekti. Ama Amerika’ya zaten gittim ve sekiz eyalet gezdim. “Farklı ne görebilirim ki?” diye düşündüm. Üstelik minimum on altı saatlik o efsane American Airlines uçuşlarından da nefret etmedim değil hani. Oysa canım Avrupa şurada iki-üç saatlik uçuş mesafesinde. Amerika’da bilmem kaç tane eyalet gezip yine de hep aynı ülke sınırları içinde olmaktansa, Avrupa’da birçok ülke gezebilirdim. Sevdiklerimi çok özleyince atlayıp gelebilirdim. Üstelik, yukarıda da bahsettiğim üzere, Avrupa’da bir de hibe alacaktım. İşte tüm bu nedenlerle, bir ayı aşkın bir süre boyunca kafam -deyim yerindeyse- kazana döndü: Nereye gitsem? Ne yapsam? Artısı ne? Eksisi ne?

Neyse ki tecrübeli insanlar vardı çevremde. İşte Erasmus maceramı yazıya dökmemin bir sebebi de, benden sonra gidecek olanlara tecrübelerimi aktarmak.

HAZIRLIKLAR BAŞLASIN!

Uçak Bileti

Uçak biletinizi ne kadar erken alırsanız o kadar iyi, bunu söylememe gerek yok sanırım. Son dakikaya bıraktığım için Amerika biletlerim beş milyara yakın bir rakamı bulmuştu. Havayolu şirketine gelince, Türk Hava Yolları en iyisi diyebilirim. Ama diğer havayolu şirketleriyle kıyasladığınızda bilet ücretlerinin neredeyse iki katı fazla olduğunu görebilirsiniz. Bu noktada tavsiye edebileceğim ikinci en iyi havayolu şirketi ise Pegasus. Tabii bunların tamamen öznel değerlendirmeler olduğunu da belirtmek istiyorum.

“Ahh ama ben gezmek istiyorum!”

Erasmus’a gidenler bilir ki hiçbirimiz sadece gittiğimiz   ülkede geçirmek istemeyiz o güzelim beş aylık süreyi. En az üç-dört ülke gezmek Erasmus’un şanından sanırım J Peki farklı ülkelerde, şehirlerde nerelerde kalabilirsiniz? Çağımız iletişim çağı, ülkeler arasındaki sınırları aşma çağı. Bunun en iyi örneğini teşkil eden bir site var: couchsurfing.com. Bu siteye üye oluyorsunuz, sonra dünyanın dört bir yanındaki gönüllülerle iletişime geçiyorsunuz. Gitmek istediğiniz şehirlerdeki insanlarla irtibat kurmanın bana göre en kolay yolu bu – “bana göre” çünkü bilmediğim daha iyi siteler de vardır belki. Sitede tanıştığınız insanların evlerinde kalabilir, sadece birlikte yemek yemek için uğrayabilir, dışarıda bir yerlerde buluşup bir şeyler içebilir, şehirde size rehberlik etmeleri için kendilerinden yardım talep edebilirsiniz. Aranızdaki anlaşma sadece sizi ilgilendirir.

Peki biz nasıl güveneceğiz bu CouchSurfer’lara? Özellikle “verified” kullanıcıları seçebilir ve sadece bunlarla iletişime geçebilirsiniz; fakat elbette ki hiçbir şeyin garantisi yok ve herkes üye olabiliyor bu siteye. Bu nedenle dikkatli olmakta fayda var!

Hosteller

Avrupa’nın hemen her yerinde hosteller var artık. Üstelik fiyatları da gerçekten ucuz. hostelbookers.com diye bir site var bildiğim. Burada pek çok ülkenin farklı pek çok şehrindeki hostelleri görebilir, fiyatları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Free Style Babies!

Tabii ben garanticiyim, başımı sokacak bir yer bulmadan dışarı adımımı atmam sanırım. Ama “amaaaan yolda buluruz işte” diye de düşünebilirsiniz tabii. Hepsinin içeriği aynı: bir adet genç Erasmus öğrencisi, bir sırt çantası, sınırsız eğlence! Avrupa’da öğrenci olma şansı herkese nail olmaz; varın, tadını çıkarın! :)

Bu yazıma bugün başıma gelen bir olaydan çıkardığım dersle son vermek istiyorum. Hayatta hiç kimseyi ama hiç kimseyi tam anlamıyla mutlu edemiyorsunuz. İşte bu nedenle bence sadece kendinizi memnun edecek şeyler yapın.

Görüşmek üzere! 

Tags: Untagged
Hits: 170 0 Comment

Saçını Civciv Sarıya Boyatan Çocuğun Gerçeklerle Yüzleşmesi

Posted by Oğuz Kaan Ç Kılınç
Oğuz Kaan Ç Kılınç
What's on my mind?Ohoo, soyletme simdi beni Facebook...
User is currently offline
on Saturday, 28 January 2012
in Life

2003'te Boğaziçi Üniversitesi'ni kazandığımda, oryantasyon günlerinde üniversitede kalmıştım 3-4 gün. O süreçte o zamanlar 3.sınıf olan bir Boğaziçili ile tanışmıştım, ismini gayet iyi hatırlıyor olmama karşın gizlilik gereği isim vermek istemiyorum.

Kendisi pek bir hareketli ve enerjik biriydi. Hiçbir şeyden korkusu yokmuş gibi bir hali vardı ve özgüvenine hayran kalmamak elde değildi. Ama en çok dikkati çeken özelliği, civciv sarıya boyanmış saçlarıydı. Kadınların saçlarını civciv sarıya boyatması sıradan bir olay, ama konu bir erkekse bu pek de alışıldık bir konu değil.

Ve anlattı, saçlarını civciv sarıya boyatmasından sonra yaşadıklarını...

O güne kadar arkadaşı dediği insanlar birbir kendinden uzaklaşmış, selamı sabahı kesmişler. Çok yoğun eleştirilere maruz kalmış, hatta hakaret bile yemiş. O gün tanımış kendisine gerçekten değer veren insanları ve o gün anlamış insanların değişimlerden ölesiye korktuğunu.

Bunları anlatırken gözlerinde yaşadıklarının izleri açık ve net bir şekilde görülebiliyordu... Biraz hüzünlü, ve bol miktarda öfke dolu... Ama herşeye rağmen kararının arkasında sonuna kadar durmuş, çok şey kaybetmiş belki ama bir çok şey de kazanmış, özellikle de kendisini...

***

Ben de 1 Ocak 2012 ile birlikte çok farklı kararlar verme sürecine girdim. Ben bunu "Oğuz Kaan'ı öldürmek" olarak niteliyorum. Bunu yaparken ki kilit sorum ve cevabı şu: "Oğuz Kaan olsa ne yapardı? İşte onu yapma!..."

Peki neden böyle bir sürece girdim? Cevap basit, insanın bazen radikal kararlar vermesi gerekir. Radikal kararlar almadan yaptığımız şeyler, eğer mutsuz bir hayatınız varsa, pislikleri halının altına atmak gibidir. Oysa her zaman derim, "Odayı gerçekten toplamak istiyorsanız, önce bir tam anlamıyla altını üstüne getirmeniz gerekiyor."

Bu radikal kararları almak gerçekten zor bir süreç, tüm alışkanlıklarınızı değiştirmeniz gerekiyor. Alışkanlıklardan vazgeçmek zordur, çünkü alışkanlıklarınızla hayatınızı otomatik pilota bağlarsınız, bu hayatınızı monotonlaştırsa da kolaylaşan bir süreç olduğu için vazgeçilmez olur, hatta bu alışkanlıklarınızın bağımlısı olursunuz.

Ama bazen hayatınızın kontrolünü elinize almanız gerekir. Bu otomatik pilotla tembelleşmiş bir bünyeye zor gelecektir. Oysa ki, kontrolü ele aldığınızda ve alışkanlıklarınızı tek tek yok etmeye başladığınızda ki heyecanı ve zevki kesinlikle deneyimlemelisiniz.

Tekrar söylüyorum ki, bu oldukça zorlu bir süreç. Bu süreci, kat kat zorlaştıran ise çevrenizdeki insanların vereceğiniz kararlara ve bu değişime göstereceği tepkidir. Birçoğu bu değişiminizden hiç ama hiç haz etmeyecek, çünkü karşılarında bir sonraki hareketini kolaylıkla kestirebilecekleri ve tanıdıklarını düşündükleri kişi olmayacak. Ve değişmemeniz için ya sizi durdurmaya çalışacaklar, belki size hakaret edecekler veya tamamen hayatınızdan çıkacaklar.

İşte bu nedenle radikal kararlar vermek için çok güçlü bir psikolojiye sahip olmanız gerekiyor. "Hiçbir devrim kansız olmamıştır..." diye bir söz vardır. İnsanın kendi içindeki devrimleri de elbette acısız olmaz, ama tüm bu acılara katlanmak ve sonucunda ulaşılacak aydınlık için ölesiye çabalamak gerekir.

İçinizdeki devrimlerin daim ve mümkün olduğunca az kanlı olmasını diliyorum...

(image by ydardiry)

Hits: 210 0 Comment

registration.boun

Posted by Gülşah Tahtacı
Gülşah Tahtacı
Gülşah Tahtacı has not set their biography yet
User is currently offline
on Friday, 13 January 2012
in Personal Journal

Sabahları uyanmakta zorluk çekerim. Bu yüzden okula gitmediğim zamanlar da oldu hatta. Devamsızlık sınırının toplamda 26 blok olması, 9 tam gün gitmediğinde devam hakkını yitirmek anlamına geldiği için biraz da korkuyordum aslında gitmediğim zamanlarda. Sonunda korktuğum başıma geldi ve bir sabah uyanıp okula gittiğimde arkadaşlarım devamsızlık listelerinin güncellendiğini söylediler. Hemen registration.boun.edu.tr adresine girip kontrol ettim. Yazana bakarsak tam 26 blok devamsızlığım vardı ve bunların 12 tanesi sadece 5-9 Aralık haftasında idi. Bu da o hafta hiç derse gitmemiş olmamı gerektiriyordu. Hayır, olamaz !  Benim tam hafta derse girmediğim hiç olmamıştı ki, bu imkansızdı. Bir hata yüzünden sınırda kalamazdım, üstelik bir önceki haftanın devamsızlıklarının kayda geçmediğini ve o hafta bir gün okula gitmediğimi düşünürsek, bu düpediz devam hakkımın bittiği anlamına gelirdi. Ama bir hafta devamsızlık yapmadığıma o kadar emindim ki... Sonra yine devamsızlığı sınırı aşmış görünen başka bir arkadaşın devamsızlık yaptığı tarihlere baktık. Onda durum daha ilginçti, aynı hafta 14 blok devamsızlığı görünüyordu ve haftada 12 blok dersimizin olduğunu düşünürsek bu imkansızdı. Hocamızı da alıp çıktık sekreterliğe, biraz telefon trafiğinin ardından 5-9 Aralık haftasının iki kez girilmiş olduğunu öğrendik. 

Sabah okula uyuklayarak gelmeme rağmen, böyle bir şok sayesinde uykum açılmış, kalp ritmim hızlanmış ve korku düzeyim zirveye ulaşmıştı. Sonunda bir hata olduğunu öğrenerek olayı çözmüştük, o hafta düzeldiğinde bir sorun kalmayacaktı. Bu haber beni biraz rahatlattı rahatlatmasına ama o saate kadar yaşadığım heyecan bana uzun süre yetecek gibi görünüyordu. Neticede bu kez kurtulmuştum ama bu ikinci dönem daha dikkatli olmam gerektiği gerçeğini sertçe vurmuştu yüzüme. Hesapları düzgün tutmak gerekliydi, dersimi almıştım. Şu dönem sağ salim bitse de bir rahatlasam diye düşünüyorum artık.

Peki bu olayda yok muydu güzel bir yön ? Tabi ki vardı. Her gün yoklama alırken tüm sınıfı X burada, Y yok gibi kendiliğinden sayarken, sıra bana geldiğinde Gülşah burada mı diyen ve benim buradayım diye seslenmemle bile beni göremeyen, illa ki her sabah elimi kolumu sallayarak beni orada olduğumu gösterme çabası içine iten hocam benim kim olduğumu öğrenmişti. Okula başladığımızdan beri ilk kez o gün son dersin yoklmasında yaşadım bunu: " X burada, Y yok, Gülşah burada..." . 

Heyecanlı, zor ve benim için korku dolu bir gündü. Anladım ki böyle heyecanlara gelemiyorum ben. :)

Tags: Untagged
Hits: 1802 0 Comment
0 vote

BUCampus Press Kategori Sistemi

Posted by Oğuz Kaan Ç Kılınç
Oğuz Kaan Ç Kılınç
What's on my mind?Ohoo, soyletme simdi beni Facebook...
User is currently offline
on Friday, 13 January 2012
in BUCampus

BUCampus Press blog sisteminde; sizin için özenle seçilmiş, 14 tanesi ana kategori olmak üzere, toplam 110 tane kategori mevcut. Bu 110 kategori, farklı blog dizinlerinden derlenen bini aşkın kategori içinden, Boğaziçililer'e özel olarak seçildi.

BUCampus Kategori Sistemi'nin oluştururken, yazmak isteyen ama konu bulmakta sıkıntı için yazarlarımıza da yardımcı olmayı hedefledik. Hangi konuda yazacağınıza karar veremediğinizde, aşağıda da bir listesinin bulabileceğiniz kategorilere bir göz atmanız yeterli.

BUCampus
Campus News, Alumni News, Interviews, Organization

Business
Money & Investing, Industries, Innovation, Jobs & Careers, Management, Marketing, Sales & Influence, Startups

Education
Articles, Humanity, Languages, Self Improvement, Teaching, How-To

Entertainment
Arts, Books & Literature, Fashion & Style, Humor & Comics, Movies, Music, Performing Arts, Poetry, Television & Radio, Events & Parties

Home & Shopping
Clothing, Product Reviews, Cooking, Home Improvement, Pets & Animals

Health
Beauty, Conditions and Diseases, Exercise & Fitness, Medicine, Men’s Health, Food & Nutrition, Women’s Health

Recreation
Do-It-Yourself, Electronics, Games, Hobbies, Outdoors, Cars & Auto

Society
Activism, Biography, Celebrities & Gossip, Culture, Disabled, Family, Ideas, Law & Crime, Life, NGO, Relationships, Religion & Spirituality, Sex, Social Issues, Time

Sports
Basketball, Football, Martial Arts, Motor Sports

Science
Astronomy, Biology, Chemistry, Earth Sciences, Economics, Engineering, Environment, History, Math, Philosophy, Physics, Politics, Psychology, Sociology

Technology
Apps & Extensions, Computers & Software, Gadgets, Internet, Programming, Web Development & Design

Travel
Cities & Countries, Museums & Libraries, Restaurants

Personal
Personal Journal, Microblog, Photolog, Videolog, Reviews

Other

BUCampus'te içerik üretecek yazarların dikkat etmesi gereken bir husus var: Kategoriler oluşturulurken en çok yazı gelebilecek kategoriler oluşturulmaya çalışıldı, bu nedenle bazı konularda kategoriler bulamayabilirsiniz. Bu noktada, yazdığınız yazıyı kapsayan ana kategoriyi seçmelisiniz.

Örneğin: "Tenis Sporu'nun Tarihi" adında bir yazı yazdınız. Bu yazınızı "Sports" ana kategorisi altında "Tennis" alt kategorisi olmadığı için, "Sports" ana kategorisi altında yayınlamalısınız.

İlerleyen zamanlarda ihtiyaç duyulan ekstra kategorileri de ekleyeceğiz, ancak şu aşamada pek gerekli olduğunu düşünmüyoruz.

Etiketlemenin Önemi

Etkili bir kategori sistemi oluşturmaya çalışmış olsak da, kategoriler kesinlikle etiketlerin yerini tutamaz. Etiketleme üzerine fikir edinmeniz ve verimli bir etiketleme yapabilmeniz için "Bloglamada Etiketleme Tavsiyeleri" adlı yazı dizisine göz atabilirsiniz.

Hits: 146 0 Comment
0 vote